Yunan Tiyatro Unsurları

Yunan Tiyatro Unsurları

Koro İle Oyuncular

 Yunan Tiyatrosu’nun çok ilgi çekici bir özelliği olarak görülen “koro” dithirambos şiirlerinden geliyor. Thespis’in elli kişilik bir korosu varmış. Aeschylus Yalvaran Kızlar adlı oyununda koroyu on iki kişiye indirmiş, sonradan Sophocles on beşe çıkartmış. Yunan Tiyatrosu’nun bütün oyuncuları gibi, korodakiler de erkek, ama sık sık kadın kılığında görünüyorlar. Koro şarkı söylüyor, dans ediyor, ritimli hareketler yapıyor, bir üzüntüyü, belirtiyor, yakmıyor. Kimi zaman da koro başının ağzından konuşuyor.

Aeschylus oyunlarına ikinci bir oyuncu sokunca, Thespis’in tek oyuncusuyla yetinmeyince, koronun önemi azalmaya başlıyor. Sophocles’in oyunlarında koro gene olaylar dizisini etkilemekte, ama daha çok sahneler arasındaki boşluğu doldurmaya yarıyor, örgünün ayrılmaz bir parçası değil. Euripides koronun önemini büsbütün azaltıyor. Daha sıkı, daha karışık bir yapısı olan Aristophanes’in komedilerindeyse, tartışma sahnelerinde ikiye ayrılan yirmi dört kişilik bir koro kullanılıyor.

Oedipus Kolonus’ta adlı eserinde Sophoeles’in dördüncü bir oyuncuya yer verdiği söylenir. Buna inanmak zor, çünkü dördüncü oyuncu gereksiz. Maskelerin yardımıyla bir oyuncu birkaç kişiyi canlandı rabiliyor. Örnekse Aeschylus’un Agamemnon’unda altı, Euripides’in Fenikeli Kadınlarında on bir kişi var. Bir oyuncu birkaç role çıkmasa bu oyunlar oynanamazdı.

Yunan Tiyatrosu oyuncudan büyük bir ustalık bekliyor. Bir oyun içinde birkaç kişiyi canlandırmak hiç de kolay değil. Sonra, düşünün, bir erkek oyuncu Elektra gibi bir kadını yaratacak! Çoğu konuşmalar gerçi ağırbaşlılıkla yapılıyor, ama sırasında sert, aşırı hareketler de var, duyguların belirtilmesi var, bir flütün eşliğiyle söylenecek parçalar var. Üstelik Yunan seyircisi eleştiri gücü yüksek bir seyirci. Örnekse İ.Ö. dördüncü yüzyılda oyuncuların konuşmalarda değişiklikler yapmaya başlamaları hiç hoş karşılanmamış, güvenilen metinler hazırlanıp oyuncular onlara sözcüğü sözcüğüne uymaya zorlanmıştı.

Eski Yunan’da tiyatro oyuncuları Diyonisos’a hizmet eden kişiler olarak görülürdü. Ayrı bir değeri olan vatandaşlardı. Askere alınmazlardı, sırasında elçilik gibi önemli işlerle görevlendirilirlerdi.

Maskelerle Kostümler

Koro gibi, maske de Yunan Tiyatrosu’nun önemli bir özelliği. Grene koro gibi; maskenin de kökü dinsel törenlerde. Thespis yüzünü boyadığı, ya da kumaştan maskesiyle yüzünün biçimini değiştirdiği zaman, o güne kadar görülmemiş bir iş yapmıyordu. Diyonisos törenlerinde herkes yüzünü boyar, yapraklardan sakal takardı. Üstelik, maskenin ta ilkel insanlardan geldiğini biliyoruz. Sophocles bez maskelerin yerine boyalı, tahta maskeleri geçirdi. Mantar maskeler, daha sonraları Roma’da, pişirilmiş topraktan yapılma maskeler de kullanıldı. Yunan Tiyatrosu’nda maskeyi yalnız oyuncular değil, koro da takardı.

Maskenin kökü gerçi dinsel törenlerde, ama tiyatroya girişi salt dinsel açıdan görülmemeli. Çeşitli maskeler olmasa, bir oyuncu çeşitli rollere çıkamaz. Sonra 15000 kişilik bir açık hava tiyatrosunda oyuncuların yüzlerini seçmek çok güç. Oysa büyük, renkli maskeler bu güçlüğü ortadan kaldırıyor. Ayrıca maskenin yarı yerindeki büyücek oyuk oyuncuların bir çeşit gizli megafon kullandıklarını düşünmemize yol açıyor. Yani maske belki sesi yükseltme bakımından da yararlıydı.

Maskenin en kötü yanı değişmeyen bir görünüşü bulunması, tek bir duyguyu belirtmesi. Söylenen sözler oyuncunun canlandırdığı kişideki değişmeleri anlatıyor, ama maske değişmiyor hiç. Öte yandan, buna da bir çözüm aranmış: Bir kişiye iki maske yapılıyor, biri sevinçli, öbürü üzüntülü. O kişiyi canlandıran oyuncu sahnelerin durumuna göre bu iki maskeden birini takıp çıkıyor. İ.S. birinci yüzyılda yaşamış olan Roma’lı bir yazar ise bir yanı neşeli, öbür yanı ciddi bir maskeyi anlatır; oyuncu duruma göre bir o yanını dönüyor seyircilere, bir öbür yanını.

Kişilerin yaşı, cinsiyeti, huyu, işi gücü hep maskede belirtiliyor. Trajedi maskeleri çoğunlukla aydınlık, güzel görünüşlü maskeler, ama Aeschylus’un Eumenides adlı trajedisi ilk oynandığı zaman Fury’lerin  korkunç maskelerinden seyircilerin iyice ürktükleri, paniğe kapıldıkları söylenir. Aristopha nes’in kimi komedilerinde korolar kuş, an, ya da kurbağa maskeleri takar. Çağdaş kişilerin maskeleriyse her halde gerçeğe uygun olarak yapılıyordu, çünkü Bulutlar adlı oyun oynanırken, Sokrates’i canlandıran oyuncu ortaya çıkınca, seyirciler arasında bulunan filozofun benzerlik iyice görülsün diye ayağa kalktığını biliyoruz.

Trajediler Homeros çağında geçmiş olayları anlatırlardı, çoğu kahramanlar o çağdan seçilirdi, ama kostümlerde tam bir tarihe uygunluk aranmazdı. Günün elbiseleri ile tarihin etkileri birleştirilerek bir tiyatro giyinişi yaratılmıştı. Boyundan topuklara kadar inen chiton adlı uzun elbisenin ağırbaşlılığı kahramanları canlandıran oyunculara yardımcı oluyordu. Ama chiton’un da, onun üstüne giyilebilen pelerinimsi şeyin de canlı renkleri vardı. Eski Yunan sanatı denince gözümüzün önüne hep beyazlık geliyor, oysa Phidias’ın, daha başka Yunan sanatçılarının heykelleri gerçeğe uyan canlı renklerle boyalıydı, beyaz mermer değildi.

Komedilerdeki kostümler günün giyinişine göre düzenlenirdi. Yalnız tanrılar, bir de mitoloji kişileri tiyatro geleneğine göre giyinirlerdi; trajedilerdeki gibi.

Korodan kolayca ayrılabilmek, bir de maskelerinin büyüklüğünü belli etmemek için, trajedi oyuncuları saç gibi görünen bir başlık takarlardı. Bu başlığa onkos denirdi. Gene trajedi oyuncularının boylarını uzun göstermek için giydikleri kaim altlı ayakkabılar vardı ki onlara da cothurnus denirdi. Korodakiler ince altlı ayakkabılar giyerlerdi. Komedilerin çağdaş kişileriyse günlük hayatlarında giydikleri ayakkabılarla canlandırılırlardı. Yüksek altlı ayakkabılar giyen trajedi oyuncuları ince uzun görünmemek için de vücutlarını yastıklarla beslerlerdi.

Vitruvius’tan Gelen Bilgiler

Yunan Tiyatrosu üzerine buraya kadar söylediklerimiz hep “sanılıyor” diye bağlanması gereken sözler. Kesinlikle bilinmeyen şeyler. Eski Yunan’daki tiyatro yapılarını anlatmaya gelince kesinlikten daha da uzaklaşacağız. Eski yazarlardan yalnızca ikisi  Vitruvius ile Pollux  bu konuya değinmişler. Vitruvius De Architectura adlı eserini İsa’nın doğuşundan kısa bir zaman önce, Pollux ise bir çeşit ansiklopedi olan Onomastikon’unu İ.S. ikinci yüzyılda yazmışlar. Yazdıklarının Roma, Elen, Eski Yunan tiyatrolarından hangisiyle ilgili olduğu da çoğu zaman açıkça anlaşılmıyor. Kendileri de bilmiyorlar her halde. Çünkü anlattıkları yaşadıkları çağda çoktan ölmüş gitmiş şeyler.

De Architectural Vitruvius mimarlıkla ilgili pek çok bilgi veriyor. Tiyatro mimarlığı konusundaysa daha çok akustik  üzerinde durmuş. Bu arada oyun yerinin arkasındaki yapının sütunlarını, geçitlerini, orkestra denilen alanı, seyircilerin oturuş düzenini, Roma ile Elen tiyatrolarındaki yüksek sahneleri de anlatıyor. Kısaca, altmış sözcük içinde, bir sahne değiştirme hilesi de dokunmuş ki çok düşündürücü. Kullanılan makinenin adına periaktoi diyor. Yunanca bu ad. Demek ki bu sahne makinesi Eski Yunan’dan, Atina uygarlığından kalma olabilir. Gene kısaca, seksen sözcük içinde, yaşadığı günlerde oynanan trajedilerin, komedilerin, satir oyunlarının birbirine benzemeyen dekorları üzerine bilgi veriyor. Vitruvius’un Eski Atina tiyatroları için doğrudan doğruya söylediği tek şey şu: Aeschylus’un bir oyununda dekorlar perspektif  olarak çizilmiş. Roma İmparatorluğu günlerinde yazan Pollux ise sahne araçlarının, makinelerin bir listesini vermekten öteye geçmiyor.

Vitruvius ile Pollux’tan gelen yarı karanlık bilgilere katacak başka bir bilgimiz de pek yok. Bundan ötesini arkeoloji’den i46) öğreniyoruz. Küçük Asya’dan Fransa’ya, ispanya’ya kadar birçok yerde, İtalya’daki eski Pompei şehrinde Roma Tiyatrosu’nu öğrenmemize yarayan önemli kalıntıları var. Ama Yunan ile Elen tiyatrolarının kalıntıları çok değil. Elen Tiyatrosu’nunkiler pek az, Eski Yunan Tiyatrosununkilere ise hiç yok denebilir.

ELEN TİYATROSU: Bu resim Yunanistan’daki Epidaurus tiyatrosunun kalıntılarına dayanılarak yapılmıştır. İ.Ö. dördüncü yüzyıldan kalma olan bu tiyatronun seyirci yeri  İ.Ö. beşinci yüzyıldaki ilk tiyatroların seyirci yerleri gibi  koronun oynadığı orkestra çemberinin yarıdan fazlasını içine alıyor. Elen tiyatrolarının İ.Ö. beşinci yüzyıldaki Eski Yunan tiyatrolarından en önemli ayrılığı yükseltilmiş sahneleri, bir de o sahnelere gelen yollardır.

Tiyatronun Biçimi

Thespis’ten çok önce, dithirambos korosunun halkın ortasında şarkı söyleyip dans ettiğine inanabiliriz. Atina’da ilk Diyonisos Tiyatrosu yapılırken de koro için çapı aşağı yukarı yirmi dört metre olan çember bir düzlük bırakılmış; bu orkestrayı dans yerini  buldu arkeoloji uzmanları, Atina’daki ilk taş tiyatro ise bu tiyatrodan en az bir yüz yıl sonra yapılmış. Onun orkestrası daha küçük, çapı aşağı yukarı yirmi metre, sahnesi de Elen tiyatroları biçiminde.

Seyircilerin oturduğu yere gelince, bu konudaki bilgilerimiz de İ.Ö. beşinci yüzyıla kadar inemiyor. Thespis’den ne kadar önce, onu kestiremeyiz, a ma her halde çoğalan seyircilerin daha iyi görebilmelerini sağlamak isteğiyle, orkestra alanı iki dağ eteğinin birleştiği yerlere yapılmaya başlanmış. İki dağ eteği düşünün, birleştikleri yerde büyücek bir de o yuk olsun. Orkestra’nın üçte ikisi o oyuğun içine giriyor, üç yanı bayır. (Yunancada koilon, Latincede cavea oyuk anlamına gelen sözcükler. Romalılar seyircilerin oturdukları yere cavea derlerdi. Yunanlılar önce koilon, sonra theatron demişler. Theatron, yani tiyatro, Yunancada görmek anlamına geliyor.) Önceleri seyirciler ayakta durur, ya da yerlere otururlarmış; sonra tahtadan sıralar yapılmış. İ.Ö. dördüncü yüzyılda Sicilya'daki bir tiyatronun oturacak yerlerini kayaları basamak basamak oyarak düzenlemişler. İ.Ö. 333 yıllarında Lycurgus, Diyonisos Tiyatrosu’nu yeniden yaptırırken sıra yerine geçen basamakların yapımında taş kullanılmış. Tiyatro mimarlığındaki bu önemli yenilik çok kısa bir zamanda bütün Elen dünyasına yayılıvermiş. Küçük Asya’da, Yunanistan’da, Sicilya’da taştan yapılma theatron’ların birbirlerinden güzel kalıntıları var.

Elen Tiyatrosu’nun da yalnızca orkestrası ile seyirci yerini kesinlikle biliyoruz. Sahne düzeni üzerine bildiklerimiz gene daha çok sanılara dayanıyor. Ama şunu da unutmamalıyız: Yunan tiyatro yapıları, Roma tiyatrolarını da onların bir devamı olarak düşünürsek, 500 yıllık bir zaman içinde, çeşitli memleketlerde, çeşitli şehirlerde, çok değişik politikaların, kültürlerin etkileri altında yapılmış yapılar.

Elen Tiyatrolarının Haritası. Elen tiyatrolarının bulunduğu yerler kazılarla, tarihlerdeki bilgilerle ortaya çıkarılmıştır. Ama daha birçok yerlerde Elen tiyatroları olduğu sanılıyor.

Aralarında önemli ayrılıklar olması kaçınılmaz bir şey. Onun için de tek çeşit tiyatro yapıları aramak boşuna oluyor. Tek çeşit bir Eski Yunan tiyatrosu, ondan gelişmiş tek çeşit bir Elen tiyatrosu, ya da apayrı bir Roma tiyatrosu yok. Öyle ki kimi düşünürler Elen ile Roma arası tiyatro yapılarına Yunan Roma demek gereğini duyuyorlar.

Skene

Batı Avrupa Yunanlıların iki dağ eteğinin birleştiği yere, seyircilerin oturduğu bayıra verdikleri adı, theatron sözcüğünü zamanın akışı içinde evirip çevirip oyunevi anlamına kullanmaya başlamış. Bu gün tiyatro denince yalnızca seyircilerin oturduğu yerler değil, sahnesi, soyunma odaları, her şeysiyle oyunevi anlaşılıyor. Yunanlıların kullandığı başka bir sözcük de günümüze böyle değişerek gelmiş: Skene. İngilizcede scene sözcüğü var; Türkçesi sahne. Yazılı bir oyunun bölümlerine scene deniyor: ast perde, scene sahne. Üstünde oyun oynanan yere İngilizcede stage diyorlar; bizde o da sahne. Sahnede oynanan bir oyunun herhangi bir paçasına da scene deniyor; onun da Türkçesi sahne. (Resimlerin altına yazarlar: Şu adlı oyunda bir sahne.) Sonra İngilizcede dekor anlamına da scenery sözcüğü kullanılıyor.

Scene’in skene’den geldiği açıkça belli. Oysa skene Yunan Tiyatrosu’nda oyun yerinin arkasındaki tahta barakaya, ya da çadıra verilen ad. I.Ö. 465 yılında, Atinada’da orkestra’nın kıyısına bir skene yapılıyor; ortada oturan seyircilerin tam karşısına. Çoğu düşünürler bunun bir soyunma odası olduğu görüşünde birleşiyorlar; hem oyunculara, hem de koroya böyle bir soyunma odası gerekli. Hele oyuncuların birkaç role çıktıkları, sık sık maske, kostüm değiştirdikleri düşünülürse, oyun yerinin yanı başındaki bir soyunma odasının ne kadar yararlı olabileceği kolayca anlaşılır. Nitekim skene Elen Tiyatrosu’nun değişmez özelliklerinden biri haline gelmiştir.

Skene yapılarının sağa sola doğru uzanan kısa kanatları var. Oyun yerine bakan yanı üç kapılı. Kanatlarla seyircilerin oturduğu bölümün arasında, her iki yanda da, birer geçit bırakılıyor. Böylece orkestra’ya yalnızca skene kapılarından değil, yanlardan da çıkılabiliyor. Bunları biliyoruz, ama skene’lerin ne zaman iki üç katlı yapılar haline geldiklerini bilmiyoruz.

Proskenion sözcüğü de değişikliğe uğramış. Bugün proscenium denince sahnenin ön perdesiyle orkestra boşluğu arasında" kalan bölgeyi anlıyoruz. Yunan Tiyatrosu’nda ise proskenion her halde skene’nin önündeki bir şeyin adı. Kimine göre skene’nin ön duvarına, kimine göre de skene ile orkestra arkasındaki oyun yerine proskenion denirmiş. Daha yaygın olan ikinci görüşe bakılırsa, bizim sahne dediğimiz yere Yunanlılar proskenion diyorlarmış, öyle anlaşılıyor.

İ.Ö. beşinci yüzyılda skene’nin tepesi her halde tanrılar için kullanılıyordu. Oyunun düğümünü çözmeye gelen bir Tanrı ya skene’nin üstünden görünüyor, ya da bir makineyle oradan aşağı indiriliyordu.

Eski Yunan Tiyatrosu’nda sahne proskenion  orkestra’yla bir düzlükteydi, en çok bir iki basamak yükseltilirdi. Elen Tiyatrosu’nda ise sahne yüksekliği aşağı yukarı üç buçuk metreyi geçerdi. Roma Tiyatrosu’nda bu yükseklik bir buçuk metre kadardı. Ayrıca, Elen Tiyatrosu’nda dar olan sahne, Roma Tiyatrosu’nda derinleştirilmişti.

Dekorlarla Makineler

Eski Yunan Tiyatrosu’nda daha başka makineler de kullanılıyordu her halde. Roma Tiyatrosu’na doğru gittikçe bu makinelerin iyice çoğaldığı görülür.

Yunan Tiyatro Yapısının Yazarlara Etkisi

Her tiyatronun amacı çağın sevilen oyunlarını oynayabilmektir. Biçimi, sahne düzeni, makineleri, oyuncuları her şeysiyle, bir tiyatro bu amaca ulaşabildiği kadar, çağın sevilen oyunlarını gereğince ortaya koyabildiği kadar değerlidir. Tiyatro ile oyunlar karşılıklı olarak birbirinden etkilenirler. Tiyatronun yapısı özellikleri oyunları etkiler, onları belli bir biçime, bir anlayışa yöneltir; öte yandan, oyunlar da  güçlerinin yettiğince  tiyatroyu etkiler, değiştirir. Yunan Tiyatrosu’nun oyun yazarları üzerinde etkileri çok açıktır.

Skene oyun yerinin yanında yalnızca bir soyunma odasıyken oyunlar hep açıklık yerlerde geçerdi; Aeschylus’un ilk oyunları öyledir. Skene üç kapılı bir yapı biçimini alınca, oyunlar bir tapınağın, ya da bir sarayın önünde de geçmeye başladı. Zamanla orta kapı kahramanın kapısı oldu; yandaki kapılardan biri ikinci önemdeki bir kişinin odasına, ya da konukların odalarına açılırdı; üçüncü kapı daha az önemde bir kişiye ayrılabileceği gibi, yıkık bir mezarın, türbenin, ya da bir zindanın kapısı olabilirdi. Skene’nin uçlarıyla seyircilerin oturdukları yer arasında kalan geçitler ise kimi zaman şehre, kimi zaman da limana, ya da kırlara giden yollar olarak kabul edilirdi.

Oyun yazarları sahneye koyuculuk alanında çok becerikliydiler. Aralarında oyunculuk edenler de vardı. Tiyatronun gereklerini çok iyi bilirlerdi. Koydukları bu kurallarla oyunlarının aydınlanmasını, olaylar dizisinin) hareketin kolayca izlenmesini sağlıyorlardı. Eccyclema, mechane gibi makinelerle, boyalı dekorlarla sahnelerinin sınırlarını genişletmek istedikleri anlaşılıyor. Onlar da, Shakespeare gibi, seyircilere gösteremedikleri şeyleri kişilerine anlattırırlardı.

Okunma 297 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

Yukarı
Ramazan İlbay tarafından tasarlandı Milliedebiyat.com | Destek Ramazan İlbay