Geleneksel Türk Tiyatrosu

Klasik Türk Tiyatrosu

Tiyatro Geleneği

Eski Türk Tiyatrosu

Geleneksel Türk Tiyatrosu iki başlıkta ele alınır:

1- Geleneksel tiyatro; 2- Batı tarzı tiyatro

1-      Geleneksel Tiyatro

Geleneksel Türk Tiyatrosu çok eski dönemlere dayanmaktadır. Tarih içinde oyunların artması ile farklı türler ortaya çıkmıştır. Bunlardan en çok bilinenleri şunlardır: Karagöz, Ortaoyunu, Meddah ve Köy Seyirlik Oyunları.

a-         Karagöz ile Hacivat

Mum ışığı ile aydınlatılmış bir perdeye tasvir denilen deriden yapılma temsili karakterlerin çubuklar yardımıyla getirilip gölgelerinin yansıtılması yolu ile oynatılan oyunlara karagöz oyunu denir. Bu sebeple karagöz oyunları “gölge oyunu” olarak adlandırılmıştır. Eski dilde bu anlamda “hayal-i zıll” (gölge hayaller) tabiri kullanılmıştır. Oyun temsilleri çok çeşitlidir. Hayvanlar, insanlar, bitki ve eşyaların tasviri çıkarılarak oyunlarda bu karakterler kullanılmıştır.

Gölge oyunu tarihin birçok döneminde farklı milletlerce kullanılmıştır. Mısır’da, Hindistan’da gölge oyununun izleri görülür. Oyunun ilkin Çin’de ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Gölge oyununun Anadolu coğrafyasında ilk ne zaman görüldüğü hakkında çeşitli rivayetler vardır. Bu konuda Evliya Çelebi ilk gölge oyununun Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaeddin zamanında (XIII. yy.) görüldüğünü belirtmiştir. Bu konudaki en yaygın rivayet Karagöz ve Hacivat’ın Osmanlı’da Sultan Orhan zamanında yaşamış gerçek kişiler olduğudur. Bu rivayette Sultan Orhan sefere girerken Bursa’ya şehre bir cami yapılmasını emir buyurur. Karagöz ve Hacivat bu caminin yapımında çalışan iki işçidir. Bunların iş esnasında aralarındaki konuşmalar, sürtüşmeler halka komik gelmiş, diğer işçilerin sürekli bu atışmaları dinlemesi sonucu cami yapımı yavaşlamış. Seferden dönen Sultan Orhan caminin bitirilemediğini görünce kızmış ve olayın müsebbibi olarak bu iki kahramanı ölüm ile cezalandırmıştır. Sonrasında bu hüküm yüzünden pişman olan padişah kahramanların anısını canlı tutmak için Şeyh Küşteri isimli bir sanatçıyı görevlendirmiştir.

Şeyh Küşteri, karagöz oyunlarının ilk oynatıcısı olarak bilinir. Bu nedenle karagöz oyunlarının piri olarak adlandırılır. Yine bu sebeplerle karagöz oyunlarının oynandığı alana “Küşteri Meydanı” da denilmektedir.

Karagöz ile Hacivat Oyununun Özellikleri

1-         Karagöz oyunları doğum, evlenme, sünnet gibi törenlerde ve çeşitli şenliklerde oynanmıştır.

2-         Karagöz oyunlarının oynatıcısına hayalci denir.

3-         Karagöz oyunları çoğunlukla ramazan aylarında oynanır. Tümü 28 oyundan ibarettir. İlgili ay boyunca akşamları oynanan oyun sadece Kadir Gecesinde oynanmaz.

4-         Karagöz oyunlarında konu günlük hayattan alınır.

5-         Oyunlar doğaçlamadır(tuluat). Oyunların belli bir metni bulunmaz.

6-         Tüm tasvirler tek bir kişi tarafından canlandırılır. Hayalciler, tüm kahramanları canlandıran taklit yeteneği güçlü kişilerdir.

7-         Oyunlarda dil sadedir. Halkın konuşma biçimlerine yer verilir.

8-         Yakın tarihte tanınmış hayalcilerin en tanınmışı Hayalci Küçük Ali’dir.

9-         Karagöz oyunlarında birden çok karakter bulunur. Bunlardan Karagöz ile Hacivat asıl kişilerdir. Bunların dışında Altı Kulaç Beberuhi (tıknaz, cüce, patavatsız), Çelebi (zengin, züppe, mirasyedi), Matiz (ayyaş, zenne), Tuzsuz Deli Bekir (zorba, kabadayı), Efe (kabadayı), Kasta monulu (oduncu), Bolulu (ahçı), Kayserili (pastırmacı), Rumelili (gürüşci, arabacı), Laz (kalaycı, kayıkçı), Kürt (hamal, bekçi), Arnavut, (bozacı, bahçıvan), Acem (tüccar, zengin), Ak Arap (dilenci, kahve dövücüsü), Zenci Arap (köle, lala), Yahudi (sarraf, antikacı), Ermeni (ayvaz, külhan), Frenk ve Rum (tüccar, doktor, meyhaneci) tipleri de bulunur.

10-    Oyunda karagöz: Okumamış, cahil, kaba saba, patavatsız, saf, gürültücü ve kavgacı insanı; Hacivat ise bilgili, kültürlü, nazik, kendini beğenmiş insanı temsil eder.

11-    Karagöz oyunlarında komedi karşılıklı yanlış anlaşılmalara, cehalete, kavgaya dayandırılır.

Karagöz Oyununun Bölümleri

Karagöz oyunları dört bölümden oluşur:

Mukaddime: Oyunun ilk bölümüdür. Hacivat perdeye gelerek bir gazel okur. “Yar bana bir eğlence medet.” İfadesi ile Karagöz’ü ortaya çağırır.

Muhavere:Perdeye gelen Karagöz ile Hacivat’ın havadan sudan konuşmalarının sunulduğu bölümdür. İki kahraman atışır; Kavga eder.

Fasıl:Oyunun esas bölümüdür. Bu bölümde konu işlenmeye başlar. Olaylar anlatılır. Çoğu oyun bu bölümde işlenen konunun ismi ile anılmıştır. Hamam, Kanlı Kavak, Kanlı Nigâr, Abdal Bekçi, Bahçe, Çeşme, Kayık, Salıncak, Ters Evlenme, Tımarhane, Yalova Saf ası, Yazıcı, vb.

Bitiş:Oyun “Sürç-i lisan ettik ise affola.” İfadesi ile bitirilir.

b- Ortaoyunu

Mahalle kahvesi, köy meydanı, dükkan önü gibi her yanı seyirci ile çevirili bir alanda oynanan doğaçlama oyunlara ortaoyunu denir. Konu çoğu kez o anda belirlenir. Oyuncular ortamın havasına göre oyunu yönlendirir. Oyun çalgı, raks, şarkı gibi unsurlarla zenginleştirilir.

Ortaoyunu bir nevi karagöz oyunlarının gerçek sahne ve gerçek oyuncular ile oynanmış halidir. Zira birçok yönden karagöz ile ortaoyunu birbirine benzemektedir.

Karagöz ile ortaoyununun farkı ve benzerlikleri

1-      Her iki oyunda doğaçlamadır.

2-      İki oyunda da dil sadedir.

3-      Kahramanlar kişilik özellikleri yönü ile birbirine benzer(Karagöz = Kavuklu; Hacivat = Pişekar).

4-      Oyunlar sahne yönü ile ayrılır. Karagözün gerçek bir sahnesi yoktur.

5-      Konular günlük hayattan alınır.

Ortaoyununun ilkin 18. Yy’da ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu tarihlerde kol oyunu, meydan oyunu gibi isimlerle anılır.

Ortaoyununun Özellikleri

1-         Ortaoyunu ortada oynanan oyun anlamında kullanılmıştır.

2-         Oyunun oynandığı alana “palanga”; seyirci ile oyuncuları birbirinden ayıran bezsiz paravana “yenidünya”; iş yerine çeşitli dekora “dükkan” denilir. Bunların dışında alanda tezgah ve birkaç hazır ve iskemle bulunur.

3-         Dil sadededir.

4-         Oyun doğaçlama oynanır. Yazılı metin bulunmaz.

5-         Ortaoyununda Pişekar ile Kavuklu esas kişilerdir. Pişekar okumuş, bilgili, kültürlü, aydın insanı; kavuklu ise, cahil, gün görmemiş, acemi, patavatsız insanı temsil eder. Oyunun diğer kahramanları karagöz oyunundakiler ile aynıdır.

Ortaoyununun Bölümleri

Ortaoyunu iki ana bölümden oluşur:

Bu bölümler karagöz oyunu ile benzerlik gösterir.

Muhavere:Bu bölümde Pişekar ile kavuklu belirlenen bir konu üzerinde konuşur. Kavuklu bir tekerleme ile hayali bir olayı kendisi yaşamış gibi anlatır. Pişekar söylenenlere inanır. Ciddi bir eda ile dinler. Sonunda hepsinin bir rüya olduğu anlaşılır. Bu bölümün esas amacı söz hünerlerini sergilemektir. Her iki kahraman da dilbazlık yapar. Bu bölümün esas oyunla bir bağlantısı yoktur; fakat bu bölüm ne kadar zengin ve güzel olursa oyun o derece başarılı olur.

Fasıl:Ortaoyununda oyunun esas bölümüdür. Olaylar bu bölümde sergilenir.

c- Meddah

Tek kişilik tiyatro oyunlarına eski dilde meddah denir. Meddah ifadesi güzel söz söyleyen anlamında kullanılır. Meddahlık geleneği tarihte çok eski dönemlere dayanmaktadır. Hünerli söz söylemek derin bir kültür birikimi, dil ve diksiyon becerisi gerektirir. Meddahlar hünerli, aydın insanlardır.

Meddah oyunlarının özellikleri

1-         Meddah oyunlarında asıl oyuncu tek başına sahneye çıkar ve oyunu yürütür.

2-         Meddah oyunlarında oyuncu çeşitli taklitler yaparak ve hikayeler anlatarak halkı bazen güldürür bazen de düşündürür. Hikayelerin çoğunluğu komiktir. Köyden şehre gelen insanın acemilikleri meddahlarca işlenen en önemli konudur.

3-         Meddah taklitler yaparken baston, mendil, tespih, iskemle gibi aletler kullanır.

4-         Meddah yöresel şive taklitlerinden yararlanır.

5-         Oyunlar doğaçlamadır.

6-         Sahne olarak yüksekçe bir yer kullanılır. Dekor bulunmaz.

7-         Günümüzde meddahlık “Stand Up” olarak adlandırılır.

Meddah Geleneği(Kavuk Geleneği)

Meddahı sıradan bir hikaye anlatıcısından ayıran en önemli fark meddahın anlatımlarında taklitten yararlanmasıdır. Meddahlar o kadar ustalıkla taklitler yapar ki neticede bu gelenek tiyatro içinde değerlendirilmiştir. Öyle ki zaman içinde meddahlık eğitim gerektiren bir sanat halini almıştır. Böylelikle usta meddah bu uğraşı bırakınca taşıdığı kavuğu kendisi gibi başarılı bir başka tiyatrocuya, meddaha, devretmeye başlamış, süregelen bu davranış zamanla kavuk geleneğinin doğmasını sağlamıştır. Edebiyatımızda yakın tarihte en tanınmış meddah İsmail Dümbüllü, kavuğunu Usta tiyatro sanatçısı Ferhan Şensoy’a devretmiştir.

d- Köy Seyirlik Oyunları

Düğün, bayram, baharın gelişi, bağ bozumu gibi önemli gün ve tarihlerde oynanan belli kültür, örf, adet ve gelenek unsurlarının birer yansıması sayılan yöresel oyunlardır. Bu oyunlara birer kültür hazinesidir. Çoğunda en eski dönemlerde yaşayış ve inancın izleri görülür.

Özellikleri:

1-         Oyun köy, yöre halkından acemi oyuncular tarafından yürütülür.

2-         Oyunlar konu yönünden sabittir; fakat doğaçlama oynanır.

3-         Bazı oyunlar güç ve dayanıklılığı ölçmeye yöneliktir.

4-         Geleneksel oyunlarımızda olduğu gibi çoğu oyun gülmeceye dayanır.

5-         Oyunlar köy meydanı, köy odası gibi yerlerde oynanır.

6-         Dekor bulunmaz; fakat kostüme yer verilir.

7-         Kadınlar oyunlarda yer almaz.

8-         Konu günlük hayattan alınır.

Batılı Anlamda İlk Oyunlar

İlk modern tiyatro örnekleri Tanzimat döneminde görülür. Bu dönemde Batı tiyatrosu çeviriler yoluyla tanınmıştır. İlk yerli ürünlerde Geleneksel tiyatromuz ile Batı tiyatrosu özdeştirilmiştir. Şinasi Efendi’nin Şair Evlenmesi adlı eseri ilk modern tiyatro denemesi olarak karşımıza çıkar. Şinasi bu eserde geleneksel tipleri kullanır. Dönemin önemli sosyal problemlerinden olan görücü usulü evliliği işler. Geleneksel tiyatromuzda olduğu gibi ilk ürünler komedi türündedir.

İlk çeviriler Moliere’den yapılmıştır. Ahmet Vefik Paşa dönemin en önemli tiyatro adamıdır. Tiyatro türünün gelişip yaygınlaşması için büyük çaba harcamıştır. Dönemin en önemli tiyatro yazarı Namık Kemal’dir. İlk tiyatro eseri olan Vatan Yahut Silistre ile büyük beğeni toplamıştır.

Abdülhak Hamit Tarhan dönemin önemli tiyatro yazarlarındandır. Eserlerinin çoğu okunmak için yazılmıştır.

Tiyatro türünde eser verenlerin bazıları şunlardır: Teodor Kasap, Ali Bey, Feraizcizade Mehmet Şakir, vb. dir.

Tiyatro türü esas önemli gelişmeyi Cumhuriyet döneminde gösterir. Batılı anlamda ilk örnekler bu dönemde görülmeye başlar. Bu dönemin önemli tiyatro yazarlarından bazıları ise şunlardır: Faruk Nafiz Çamlıbel, Nâzım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Reşat Nuri Güntekin, Müsahipzâde Celâl, Vedat Nedim Tör, Ahmet Kutsi Tecer, Sermet Çağan, Güngör Dilmen, Oktay Rıfat, Haldun Taner, Turgut Özakman, vb.

Diğer tiyatro yazarları için bakınız…

Kanlı Kavak (Karagöz Hacivat Oyunu)

Karagöz Oyunu

Kanlı Kavak

Kişiler: KaragözHacivatKaragözün Karısı, Zenne Aşık, Hasan Muslu, Cin Bayram Ağa (Kavak bekçisi, Arnavut), Ramazan Ağa (Kavak bekçisi, Arnavut)

Birinci bölüm:

Manici Muhaveresi

(Hacivat semai okuyarak gelir.) (Makamı: Ferahnak.)

Sözü canları bağışlar,

Bizim cananımız vardır var.

Yüzü hurşide benzer,

Meh-i tabanımız vardır var.

Hacivat — Of hay Hak...

Eylemez mi seyreden yaranı hayran perdesi,

Mucid-i zıll-i hayalin ehl-i irfan perdesi.

Perdeye akseyleyen resm-i hayalin zıllini,

Gösterir tenvir olundukça bu meydan perdesi.

Sen de ey Hüsni bu şeb, gel eyle dikkatle nazar,

Bezm-i yarane kuruldu işte burhan perdesi.

Huzur-ı hazıran cem'iyyet-i irfan vakt-i safa-yı merdan. Laindir, dinsizdir, münafıktır şeytan. Şeytanın dinsizliğine, Rahman'ın birliğine ve bizi seyreden ahibbanın sağlığına. (Yer öper ve ayağa kalkarak devamla...)

Nadanlar eder sohbet-i nadanla telezzüz,

Divanelerin hemdemi divane gerektir.

Beyt-i güzininin müeddasınca; her hali latif, etvarı zarif, fasihüllisan, musahabeti tatlı.

Karagöz — (Penceresinden) Hoş geldin ıspanak suratlı. (Çekilir.)

Hacivat — Bir yar-i vefa-şiarım olsa geliverse şu dört kuşe hayme üzere kadem bassa. O söylese ben dinlesem. Haddim olmayarak bendeniz söylesem Huzzar-ı Kiram safayab olsalar.

Diyelim işimizi Mevlam rast getire.

Yar bana bir eğlence meded!..

Aman bana bir eğlence meded!..

Karagöz — (İçeriden) Geliyorum, geliyorum...

Hacivat - Aman bana bir eğlence meded!..

Karagöz — (Atlar, boğuşurken) Dur Hacivat şaka yaptım.

Hacivat — Bırak birader, sakalımı yoldun. (Kaçar.)

Karagöz — (Sırt üstü yatar.) Of aman amanın, öldüm bayıldım, eski hasırlar gibi yerlere yayıldım. (Ayağa kalkar.) Seni gidi utanıp arlanmaz, bacası çökmüş, çatısı yıkılmış, kiremidi kalmamış... Hele bir daha gel de bak.

Hacivat—Vay Karagöz'üm, maşallah maşallah akşam-ı şerifler hayırlar olsun.

Karagöz — Lebbeyk!

Hacivat — Akşam-ı şerifler hayırlar olsun, derim.

Karagöz — Senin de sinsileni sansarlar boğsun. (Tokat...)

Hacivat — (Hiddetli) Bak Karagöz, beni böyle gelir gelmez darba (vurmaya) hakkın yok.

Karagöz — Sen de şu yumruğu al da burnuna sok. (Tokat... )

Hacivat — A birader, ben şuraya gelir gelmez bir vaveyladır koptu.

Karagöz — Nerden koptu?

Hacivat — Ne?

Karagöz — O mor leylak.

Hacivat — A külhani, ben sana şimdi mor leylak sordum mu? (Tokat...)

Karagöz — Ya ben de sana taze açmış zambak sordum mu? (Tokat... )

Hacivat — A birader, hep lafların setrepeki.

Karagöz — On paralık da bana al.

Hacivat — Neden?

Karagöz — O sert tönbekiden.

Hacivat — A birader, ben senden sert tönbeki sordum mu? (Tokat...)

Karagöz — Ya ben de senden taze Bafra tütünü istedim mi? (Tokat...)

Hacivat — Bak Karagöz'üm, bu akşam Ramazan-ı Şerifin on sekizinci gecesi, Cenab-ı Hak cemi cümleyi çok senelere yetiştirsin.

Karagöz— Amin...

Hacivat — Sen davul çalmasını bilir misin?

Karagöz — Haydi doğru hapise.

Hacivat — Ne hapsine Karagöz'üm?

Karagöz — Bekçinin davulunu çalayım, polisler yakalasınlar.

Hacivat — Yani Karagöz'üm, manicilerin çaldığı gibi.

Karagöz — Ha!.. Onu yaparım.

Hacivat — Davulun var mı?

Karagöz—Var ya...

Hacivat — Haydi al da gel.

Karagöz — Ne olacak?

Hacivat— Mahalle mahalle dolaşırız, sen davul çalarsın, ben de maniler söylerim. Beş on kuruş para kazanırız. Haydi git, davulunu al da gel.

Karagöz— Olur. (Eve gelir.) Yahu...

Karagöz'ün Karısı— Huu...

Karagöz — Şu davulu ver.

Karagöz’ün Karısı— Aaa, ben onu kırdım, kasnağında su ısıttım, çocuğun bezlerini yıkadım.

Karagöz — İyi halt ettin.

Karagöz’ün Karısı— Ne yapacaksın?

Karagöz— Hacivat'la sokaklarda mani söyleyip para kazanacaktık. Sana da fistanlık alacaktım.

Karagöz’ün Karısı— Öyleyse şaka söyledim, kömürlükte duruyor, git de al...

Karagöz — Ha şöyle... (Davulla meydana gelir.) Geldik Hacivat.

Hacivat — Hadi Karagöz'üm, şurdan aşağı mahalleye gidelim, gel benimle. (Birkaç kere giderler, gelirler.)

Karagöz — Daha gidecek miyiz, yoruldum be! (Yere oturur.)

Hacivat— Kalk canım, işte geldik başla çalmaya...

Karagöz — (Hem söyler hem çalar.) Dumbededumdum. Dumbede, dumbede dumdum, dumbede!..

Hacivat— Size geldim, size geldim,

İnci, mercan dizegeldim...

Karagöz — (Çalar.)

Hacivat — Benim güzel komşularım, Arzulayıp size geldim.

Karagöz — (Hem çalar, hem söyler.) Gümbede gümbede, gümbede gümgümbede...

Hacivat — Havaya attım fişeği, Döndü dolaştı köşeyi, Arkadaşımı sorarsanız, Paçacının kör eşeği.

Karagöz — Bunda halt ettin, tokmak kafana gelecek ha!..

Hacivat — Aman Karagöz çal, bak hanımlar gülüyorlar.

Karagöz — Ben eşek olduktan sonra herkes güler.

Hacivat — Canım sen aldırma, çalmana bak.

Karagöz — Olur. (Çalar.) Gümbede güm- gümbede...

Hacivat — Ayna camlar açılır, Çil paralar saçılır, Beyimin gönlü olunca Kesenin ağzı açılır.

Karagöz— Açılır... Gümbedegüm, gümbede- güm, gümgümbede...

Zenne — (İçerden) Bekçi baba, biraz gelir misiniz?

Kanlı Kavak” oyununda perde arkası

Hacivat— Geleyim efendim. (Gider.)

Zenne — (İçerden) Alınız şu parayı, size layık değil ama kusura bakmayınız.

Hacivat— Aman efendim, ne zahmet, ne zahmet...

Karagöz— Parayı alıyor. Bir de kedi gibi ne zahmet, ne zahmet diyor.

Hacivat— Ben söyledim, bahşişimi aldım, sende söyle, sen de al... (Gider.)

Karagöz— Şey... Hacivat... Gitti kerata. (Çalar.) Gümbede gümgümbede!...

Zenne — (İçerden) Bana bak davulcu! Başımız ağrıyor, git başka yerde çal...

Karagöz — Hacivat paraları aldı, savuştu gitti, bana metelik vermedi.

Zenne — (İçerden) Sen ne istiyorsun?

Karagöz — Bana da para verin.

Zenne — (İçerden) Aşçıbaşı, o bulaşık tenceresini getir, şunun kafasına dök de gitsin.

Karagöz — Hay inayetinizle yerin dibine geçin! (Gider.)

(Türkü söylenirken perdenin ortasına kavak ağacı kurulur. Türkünün sonunda Karagöz penceresinden görmeyerek ağacın üstüne atlar, yuvarlanarak yere düşer, arka üstü kalır.)

Karagöz — Aman! Kolum kanadım, başım gözüm vay vay vay...

Hacivat— (Gelir.) Ne oldun Karagöz'üm?

Karagöz — (Ayağa kalkarak) Bu ağacı buraya kim dikmiş?

Hacivat— Ne oldu?

Karagöz — Ne olacak, atlayım dedim, üstüne düştüm, az daha kafam patlayacaktı.

Hacivat — Bunun adına Kanlı kavak derler. Bu ağaç Serez'le Selanik arasında netameli bir ağaçtır. Bunun altına çift gelen tek gider, tek gelen hiç gider, sen bunun altında çok dolaşma, sonra karışmam. (Gider.)

Karagöz — Hay uydurucu herif hay, bir alay yalanları uydurdu gitti. (Ağaca bakarak) Ooo... Burada bir çeşme var. Şurdan bir su içeyim. (Ağzını çeşmeye yanaştırırken başına vururlar.) Aman kafama kim vurdu? (Arkasına ve yukarı bakarak) Burda kimseler de yok. Lakin kafama kim vurdu? Belki çocuklar taş atmışlardır. Çeşmenin suyu da soğukmuş, hele biraz daha içeyim.

Karagöz — (Tam su içerken vururlar.) Vay aman gene vurdular. Neme lazım buradan savuş- malı Hacivat “Buralarda durma!” demişti. (Gider.)

(Aşık Hasan, oğlu Muslu ile aşağıdaki türküyü söyleyerek gelir.)

(Makamı: Bayati)

Mor menekşe boynun eğmiş,

Yapracığı suya değmiş.

Yazın yeşil kemha giymiş,

Kışın beyaz giyen dağlar.

Aşık Hasan— Bana bak oğlum Muslu! Öyle bir yere geldik ki buradan çift gelen tek gider, tek gelen hiç gider. Sen şöyle önüme geç oğlum!

Muslu — Babacığım, arkanızdan geliyorum. Hiç küçükler büyüğünün önüne geçer mi?

Aşık Hasan— Sen şimdi beni dinle, geç önüme. Burası bir netameli yerdir, sonra seni çalarlar.

(Cin gelir, Muslu 'yu götürür.)

Aşık Hasan— Haydi oğlum Muslu, geç önüme! Oğlum Muslu...

Karagöz — (Pencereden) Hay hemşeri, burada musluk yok, şurada çeşme var, orada takılı musluk. (Çekilir.)

Aşık Hasan— Ah, zalim kavak! Dalın, budağın kırılsın, yaprakların solsun. Oğlum Muslu...

Karagöz — (Pencereden) Baba, burda musluk filan yok.

Aşık Hasan— Musluk değil, benim oğlumun adı Muslu. Bu zalim kavak aldı gitti, benim ciğerimi dağladı.

Karagöz — Yaa... demek bu kantorlu kavağın hırsızlığı da var ha...

Aşık Hasan— Sazımla şu zalim kavağa yalvarayım, belki insafa gelir de oğlumu bana bağışlar.

Kavak — Niçin feryat edersin Aşık Hasan?

N'idelim senin Muslu'nu behey avanak!

Aşık Hasan— Hak dost...

Tutar seni inkisarım, kurur dalın budağın,

Zalim kavak n'ittin benim Muslu'mu?

Kavak — İnkisar etme aşık, bende oğlun yoktur.

Var yürü git altımdan, bende Muslu'n yoktur.

(Cin Muslu'yu getirir.)

Aşık Hasan— Ah oğlum, Muslu'm! Nerelerdesin acep?

Muslu — Buradayım baba. 

Aşık Hasan— Oğlum neredesin, geç önüme.

Muslu — Peki babacığım. (Önüne geçer.)

Aşık Hasan— Nerelere gittin oğlum?

Muslu — Beni götürdüler, şeker verdiler, şerbet verdiler, tekrar buraya getirdiler.

Aşık Hasan— Haydi oğlum, buralardan gidelim.

(Türkü söyleyerek giderler.)

Karagöz — Ey kantorlu kavak, sen adamın musluğunu çalarsın, benim de enseme konarsın. (Yılan, dallar arasından: -Diz!...) (Korkar.) Kış kış... aa... gitmiyor. Ben sana şimdi gösteririm. Şurada bacanın üstündeki leyleği getiririm, sen görürsün. (Gider, leylekle gelir.) Göreyim seni akbaba, şunu becer. (Leylek uçar, yılanı yakalar, biraz boğuşurlar, gagasına alır, uçar gider.) Seni gidi muzur hayvan seni, haydi uğurlar olsun. Gelelim şimdi kan- torlu kavak sana. Seni kökünden keser, kışın yakarım. (Yukarıdan cin gelir, Karagözü kapar, götürür. Çarpık olarak getirir bırakır, gider.) Oh, tez kurtuldum elinden, ne acaip şeymiş o! Ama benim kollarım oynamıyor. (Başını eğip kendine bakarak ağlar.) Eyvah, ben çarpılmışım. Ay, Hacivat geliyor.

Hacivat — Karagöz, bu halin ne?

Karagöz — Sorma Hacivat, sorma. Bir zırıltı geldi, aldı götürdü. İşte bu hale koydu. (Ağlar.)

Hacivat — Ben sana demedim mi, buralarda dolaşma diye, bu ağaca ilişme diye. Var halini gör.

Karagöz — Kuzum bana bir çare bul.

Hacivat — Öğütle uslanmayanı tekdir ederler. Tekdirle de uslanmazsa döverler. Benim öğüdümü tutmadın, dayak yedin.

Karagöz — Kuzum Hacivat, bana bir çare bul.

Hacivat — Gene senin bu haline acıdım. Ben dua ederim, sen yalnız amin de. Başka lakırdı karıştırma.

Hacivat — El-cinni melacinni, kör cinni. Estane mestane kuru kuzu kestane...

Karagöz— Amin amin... Kabak çekirdeği, sarı leblebi. Amin...

Hacivat — Aman Karagöz'üm, başka lakırdı karıştırma. Cinler kızarlar, beni de senin gibi yaparlar, sonra ben ne yaparım?

Karagöz — Karıştırmam, daha beter olursun inşallah, amin amin...

Hacivat — Elcinni melcinni kör cinni topal cinni...

Karagöz — Şu herifi de götür cinni. Amin amin...

(Cin gelir, Hacivat'ı götürür, çarpık olarak getirir bırakır.)

Karagöz — (Gülerek) Ha ha haaay, aman Hacı cavcav, kuyu çengeline dönmüşsün.

Hacivat — Sahi mi? (Kendine bakarak) Eyvah...

Ben ne olmuşum?

Karagöz — Gülme komşuna, gelir başına.

Hacivat — Ben sana demedim mi aminden başka lakırdı karıştırma diye. Senin yüzünden bakar mısın ne hal oldum?

Hacivat— Elcinni melacinni...

Karagöz — Amin amin... (Cin, Karagözü götürür, eski haline getirir, bırakır gider.)

Hacivat— Haydi Karagöz'üm, geçmiş olsun.

Karagöz — Allah müstahakını versin. (Tokat...)

Hacivat— Ya Karagöz'üm, iyiliğe karşı kemlik ha?

Karagöz — Bugün de yarın da... (Tokat... atar, Hacivat gider.) Ey kantorlu kavak, ben senin kökünü kurutmazsam bana da Karagöz demesinler. (Evine gelir.) Yahu...

Karagöz’ün Karısı— Huu...

Karagöz — Benim bir eski baltam vardı, şunu ver bakalım.

Karagöz’ün Karısı— Ne yapacaksın?

Karagöz — Sana kışlık odun keseceğim. (Baltayla gelir.) Şimdi sen görürsün kantorlu kavak. (Ağaca çıkar, türkü söyleyerek kavağı kesmeye başlar.)

(Karagöz, son bir dalın üstüne oturur, keserken Hacivat gelir.)

Hacivat— Aman Karagöz, oturduğun dalı kesi-yorsun, düşersen kafan gözün patlar.

Karagöz — Sen karışma defol oradan, şimdi kafana baltayı atarım.

Hacivat — Yazıklar olsun, güzelim ağacı kesmişsin, elin ayağın kesilsin. (Gider.)

Karagöz — Nasıl, bizi çarpar mı? Ben de onu parçalayım da görsün. (Ağaca baltayı vurunca dalla beraber aşağı düşer.) Vay kafam!... Vay... vay... (Korucu Arnavut Bayram gelir.)

Bayram — Morey çim çesmiştir bu kavayı?

Karagöz — (Baltayı arkasına saklar.) Ne bileyim ben.

Bayram — Tüü, Allah belasını versin. Morey doğru söyle, çim çesmiştir bu kavayı? 

Karagöz “Sahte Gelin” oyununda

Karagöz— Görmedim.

Bayram — Ne yaparsın sen burda brey?.. Karagöz — Ben yolcuyum, işime gidiyorum. Bayram — Ne var o elinde?

Karagöz — Çubuk çubuk.

Bayram — Ver onu bana, bir çekeyim. Karagöz — Delikleri tıkalı.

Bayram — Doğru söyle morey, nedir o elindeki? Karagöz — Kaval kaval.

Bayram — Ver onu, bir çalayım.

Karagöz — Çatlak, çatlak.

Bayram — (Arkadaşı Ramazan'a seslenir.) Ho more Ramezan...

Ramazan — (Karagöz 'ün arkasına gelir.) Ne var more Bayram?

Karagöz — (Arkasına bakarak) Eyvah Arnavutlar ikileşti, şimdi ne halt etmeli?

Bayram — Ne var bu adamın elinde? Ramazan — Balta more kardeş, balta. Karagöz — (Kendi kendine) Eyvah, şimdi hapı yuttuk.

Bayram —Demek sen çestin bu kavayı? Karagöz — Hayır ben kesmedim, bu balta kesmiş.

Bayram — Tüü... Allah müstahakını versin. Karagöz — Tükürme be, suratımı berbat ettin. Bayram—Ho more, Ramezan, ne yapalım bu adamı? Ramazan — Yakalım more, yakalım.

Bayram — Yazıktır more, yazıktır.

Karagöz — Yazıktır ya...

Bayram — Yazıktır, bunu keselim; elindeki balta ile keselim.

Ramazan — Yazıktır more kardaş.

Karagöz — Yaa yazıktır...

Bayram — Asalım bunu asalım.

Karagöz— Hoppala!.. Beni öldürmek için münakaşa yapıyorlar.

Ramazan — Yazıktır more kardaş, yazıktır! Karagöz — Yazıktır ya...

Ramazan — Bunu kuyuya atalım.

Bayram — Olmaz olmaz, kuyu lazım. Bağlayalım bir ağaca, sürelim yüzüne biraz bal, bırakalım.

Karagöz — Eyvah suratımı arılara, sineklere yedirecekler.

Ramazan — Yazıktır, more, yazıktır!..

Karagöz — (Kendi kendine) Vay köpoğlu herifler, insanı çeşit çeşit öldürüyorlar!..

Ramazan — Bunun ayaklarına yüz sopa vuralım.

Bayram — Vuralım. (Karagöz'e) Bırak elinden baltayı, yat aşağıya.

(Karagözü yatırırlar, ayaklarını kaldırırlar, biri tutar, biri de vurmaya başlar.)

Bayram —Bir imiş, iki imiş...

Karagöz — Yavaş vurun be!.. Hay elleriniz kırılsın.

Ramazan — Nasıl, keser misin kavayı... (Vurur.) Bir imiş, iki imiş, üç ümüş, dört, pet (beş)...

Karagöz — (Ağlar.) Vay ayacıklarım vay... Yavaş vurun be!..

Bayram — More Ramezan! Kaç oldu bire?

Ramazan — Bilmem, unuttum...

Bayram — Baştan (Vurur.): Birimiş, ikimiş, üç katır pet (4-5 demek) altı, yedi, on, yirmi, otuz...

Karagöz — Herif hesabı şaşırdı.

Bayram — More şaşırdım, kaç idi?

Karagöz — Otuzdu otuz.

Ramazan — Ben de unuttum.

Bayram — Baştan (Vurur.): Birimiş, ikimiş, üç, dört, pet, altmış.

Karagöz — Ha, bitiyor.

Bayram —Yetmiş, seksen, doksan...

Karagöz — Ha, bitiyor ha...

Bayram — More Ramezan!... Ben şaşırdım, kaç idi?

Karagöz — Doksan doksan...

Ramazan — More, ben de unuttum.

Bayram — (Vurur.) Birimiş, ikimiş...

Karagöz — Eyvah, bu herifler beni sabaha kadar dövecekler!..

Bayram — (Vurur.) Üç, dört, pet, altmış, doksan, doksan sekiz, doksan dokuz.

Karagöz — Ha, bir tane kaldı!

Bayram — More Ramezan! Kaç idi?

Karagöz — Eyvah, gene baştan başlayacaklar. (Ağlayarak) Vay ayacıklarım vaaay...

Ramazan — More kardaş, yeter bu kadar dayak.

Karagöz — Hay Allah razı olsun...

Ramazan — Takalım boynuna bir ip, sokak sokak dolaştıralım. Herkes suratına tükürsün.

Karagöz — Hay inayetinle yerin dibine gir!

(Boynuna ip takarlar. Yaş kesenin, baş kesenin hali budur, diyerek dolaştırırlar.)

(Yardaklar söylerler.)

Yaş kesenin, baş kesenin hali budur hey... Yaş kesenin, baş kesenin hali budur hey...

(Birkaç kere böyle dolaştırırlar. Karagöz ellerinden kurtulur, meydana gelir.)

Karagöz — Oh, ellerinden zorla kurtuldum. Şimdi bu dalları eve taşıyayım, kışın yakarız. (Bir dal omuzlar, eve gelir.) Yahu, al bakalım; sana kışlık odun getirdim.

Karagöz’ün Karısı— Aaaa... Bu yaş ağacı nereden kestin, Allah'tan korkmadın mı?

Karagöz — Nene lazım, kışın ısınırız.

Karagöz’ün Karısı— Ben korkarım, yaş ağaç yakamam, götür başkasına ver.

Karagöz — (Dalları birer birer taşır.)

Hacivat — (Gelir.) Ne yaptın bunun dallarını?

Karagöz — Sen şunu tut, bana yardım et, bizim eve götürelim.

(İkisi ağacı kucaklarlar. Sallarlar, sallaya sallaya sökerler. Ağaçla beraber HacivatKaragözün üstüne düşer. Karagöz, ağacın altında kalır.)

Karagöz — Aman Hacivat kaldır, altında kaldım.

Hacivat — Dur bakayım. (Kaldırırlar, bu sefer Hacivat’ın üstüne düşerler.) Aman birader, altında kaldım, eziliyorum.

Karagöz — Geber kerata!

Hacivat — Aman birader, kaldır. (Kaldırırlar, birkaç kere böyle devam eder. Nihayet ağacı Karagöz omuzlar, evine götürür gelir.)

Karagöz — Başka bir şey kaldı mı? (Yere bakarken)

Hacivat — Aman Karagöz'üm, nedir bu işler?

Karagöz — Kafanı kırsın geyiklerle keşişler. (Tokat...)

Hacivat — Bana ne vurursun, elin kırılsın.

Karagöz — Ekler kenetler, gene vururum. (Tokat... )

Hacivat — Hoş olsun külhani, yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim heman. (Gider.)

Karagöz — Her ne kadar sürçülisan ettikse affola. İnşallah, yarın akşam Kanlı Nigar oyununda yakan elime geçerse vay haline vay... (Temenna ederek çekilir, gider.)

Suat BATUR Türk Halk Edebiyatı (Kısaltılmıştır.)

Karagöz Hacivat

KARAGÖZ HACİVAT OYUNU

Karagöz Oyununun Özellikleri, Karagöz ve Hacivat Hayatı

Karagöz Hacivat Kimdir?

Karagöz oyunlarında ışıklı beyaz bir perdeye birtakım gölgeler yansıtılır. Uzun çubukların ucuna takılan deri ve mukavvadan yapılmış karakterlerin (Eskiden buna tasvir denirdi.) ışık yardımı ile gölgeleri perdede hareket ettirilir. Burada şekillerin asıllarının değil de gölgelerinin yansıtılmasının sebebi oynatıcı kişinin kendini ve kukladaki gibi ipi ve çubuğu göstermeyerek gerçekliği ve inandırıcılığı arttırmak isteğidir. Böylelikle gölgelerin yansıması daha ilgi çekici olmaktadır.

Karagözde karakterler – tasvirler – çok çeşitlidir. Bunlar insan, hayvan, bitki ve eşya temsillerinden oluşur. Perdede tasvir sayısı altıyı geçmez. Ana tasvirler insandır. Karagöz ve Hacivat tasviri neredeyse her oyunda karşılıklı iki evin arasında görülür. Ev tasvirleri geleneksel mimariyi yansıtır. Bazı oyunlarda ağaçlar, çeşmeler, ve hayvanlarda görülür. Evler gibi tasvirlerin tümü –kıyafetlere varana kadar- gelenekseldir ve günümüzde dahi değişmemiştir.

Karagöz Hacivat Oyununun Özellikleri

                          1-Karagöz oyunları tuluata dayalıdır. Yani doğaçlamadır. Oyunlar sözlü gelenek ürünleridir, sonradan yazıya geçirilmiştir.

                          2-Karagöz oyunları Hayali Zıll (Gölge Hayal) olarak da bilinir.

                          3-Oyunlarda dekor ağaç, ev, tabure, masa, çeşme gibi sokak unsurlarıdır.

                          4-Kahramanlar deriden yapılmış tasvirlerdir. Bunlar bir çubuğun ucuna tutturularak perdeye yansıtılır.

                          5-Tüm oyunlar tek kişi tarafından canlandırılır. Karagöz oynatıcısına “Hayalci” denir. usta hayalcilerin kırka yakın karakterin ses ve oyun taklitlerini yapabildikleri bilinir. (Hayalci Küçük Ali)

                          6-Karagöz perdesine “Küşteri Meydanı” da denir.

                          7-Karagöz ile Hacivat, oyunların ana kahramanlarıdır.

Ayrıntılı bilgi için bakınız: 10. Sınıf Karagöz ve Hacivat Oyunları…

Karagöz ve Hacivat

KARAGÖZ İLE HACİVAT HAKKINDA GENİŞ BİLGİ

10. Sınıf Göstermeye Bağlı Metinler Karagöz ve Hacivat

Karagöz ile Hacivat’ın Hayatı

Karagöz Hacivat Özellikleri

Karagöz oyunlarında ışıklı beyaz bir perdeye birtakım gölgeler yansıtılır. Uzun çubukların ucuna takılan deri ve mukavvadan yapılmış karakterlerin (Eskiden buna tasvir denirdi.) ışık yardımı ile gölgeleri perdede hareket ettirilir. Burada şekillerin asıllarının değil de gölgelerinin yansıtılmasının sebebi oynatıcı kişinin kendini ve kukladaki gibi ipi ve çubuğu göstermeyerek gerçekliği ve inandırıcılığı arttırmak isteğidir. Böylelikle gölgelerin yansıması daha ilgi çekici olmaktadır.

Karagözde karakterler – tasvirler – çok çeşitlidir. Bunlar insan, hayvan, bitki ve eşya temsillerinden oluşur. Perdede tasvir sayısı altıyı geçmez. Ana tasvirler insandır. Karagöz ve Hacivat tasviri neredeyse her oyunda karşılıklı iki evin arasında görülür. Ev tasvirleri geleneksel mimariyi yansıtır. Bazı oyunlarda ağaçlar, çeşmeler, ve hayvanlar da görülür. Evler gibi tasvirlerin tümü –kıyafetlere varana kadar- gelenekseldir ve günümüzde dahi değişmemiştir.

Karagöz – Hacivat Oyunu Ne Zaman Ortaya Çıktı?

Karagöz bir gölge oyunudur. Gölge oyunlarının tarihi çok eskidir. İlkin Hindistan’da Çin’de çıktığı düşünülmektedir. Türk edebiyatında gölge oyunu ilk defa 15. Yy’da görülür. Ortaya çıkışı rivayetlere dayanmaktadır. Evliya Çelebi, oyunun Sultan Alaattin zamanında (13. Yy.) yaşamış gerçek iki kişinin karşılıklı atışmalarının temsili ile ortaya çıktığını rivayet eder.

Halk arasındaki yaygın görüş ise Sultan Orhan zamanında Bursa’da Karagöz ve Hacı İvaz adlı gerçekte iki kişinin yaşadığı yönündedir. Bunlar Sultan Orhan’ın emri ile inşa edilmekte olan bir camide çalışan iki işçidir. Aralarındaki tartışmalar diğer işçilerin dikkatini çeker, işler uzar. Seferden dönen Sultan Orhan caminin inşaatının bitmediğini görünce sorumluların cezalandırılmasını emreder. Karagöz ve Hacivat idam edilir. Halk tarafından çok sevilen Karagöz ve Hacivat’ın sonraları haksız yere idam edildiği ortaya çıkar. Padişah durumdan vicdan azabı duyar. Dönemin Gölge Oyunu sanatçısı meşhur “Şeyh Küşteri” Padişahın bir nebze de olsa acısını dindirmek için Karagöz ve Hacivat adına gölge oyunu tertip eder. Bu sebeple Karagöz oyunlarının oynandığı perde “Küşteri Meydanı” olarak da bilinir. Şeyh Küşteri oyunların Geleneksel Tiyatroda bilinen ilk oynatıcısıdır.

Karagöz Hacivat Oyununun Özellikleri

                          1-Karagöz oyunları tuluata dayalıdır. Yani doğaçlamadır. Oyunlar sözlü gelenek ürünleridir, sonradan yazıya geçirilmiştir.

                          2-Karagöz oyunları Hayali Zıll (Gölge Hayal) olarak da bilinir.

                          3-Oyunlarda dekor ağaç, ev, tabure, masa, çeşme gibi sokak unsurlarıdır.

                          4-Kahramanlar deriden yapılmış tasvirlerdir. Bunlar bir çubuğun ucuna tutturularak perdeye yansıtılır.

                          5-Tüm oyunlar tek kişi tarafından canlandırılır. Karagöz oynatıcısına “Hayalci” denir. usta hayalcilerin kırka yakın karakterin ses ve oyun taklitlerini yapabildikleri bilinir. (Hayalci Küçük Ali)

                          6-Karagöz perdesine “Küşteri Meydanı” da denir.

                          7-Karagöz ile Hacivat, oyunların ana kahramanlarıdır.

Karagöz Oyunlarında Kahramanlar ve Özellikleri

Karagöz oyununda kahramanlar şunlardır:

Karagöz: Okuma yazma bilmez. Cahildir. Kaba saba hareketleri vardır. Laf bilmez. Arada patavatsızlık eder. Gün görmemiştir.

Hacivat: Okumuş, kültürlü ve bilgilidir. Karagöz karşısında sürekli ukalalık eder. Kendini beğenmiş, güngörmüş insanı temsil eder.

Ana kahramanların yanı sıra birtakım meslek ve yöre halkını temsil eden tipler bulunur.

Belli özellikleri ile ön plana çıkan tipler:

Tuzsuz Deli Bekir: Külhanbeyi, kabadayı ve zorbadır.

Efe: Zorba ve kabadayıdır.

Çelebi: Zengin, hovarda, mirasyedi bir tiptir.

Sarhoş: Sokak aralarında dolaşan ayyaş, içkici saf ve sarhoş insanı temsil eder.

Matiz: Sarhoş kadın, zenne

Altı Kulaç Beberuhi: Cüce ve saf insanı temsil eder.

Ana kahramanların yanı sıra birtakım meslek ve yöre halkını temsil eden tipler bulunur.

Kastamonulu: Oduncu; Zenci Arap: Lala, köle; Acem: Zengin, tüccar; Ak Arap: Kahve Satıcısı; Yahudi: Bezirgan, sarraf, eskici; Rum-Fransız: Tüccar, meyhaneci, terzi; Arnavut: Korucu, bozacı; Ermeni: Külhan; Kayserili: Pastırmacı; Rumelili: Pehlivan; Bolulu: Aşçı…

Karagöz Oyunları Ne Zaman Oynanır?

Oyunlar Türkiye’de 17. Yüzyılda yaygınlaşmıştır. Eski geleneğimizde Karagöz oyunları özellikle Ramazan aylarında oynanırdı. İftar sonrası bir eğlence olarak mahalle kahveleri veya mesire alanlarında oyunlar sergilenirdi. Yazıya geçen klasik oyunlar toplam 28 tanedir. Bunlar her Ramazan gecesi oynanır; yalnız “Kadir Gecesi” oynanmaz. Bunun dışında saray çevresinde doğum, evlenme, sünnet gibi önemli günlerde de Karagöz oyunları sergilenirdi.

Karagöz Hacivat Oyunlarının Yazarı

Karagöz oyunları anonimdir ve tuluata dayanır. Eldeki oyunlar yüzyıllar içinde

Karagöz – Hacivat Oyununun Bölümleri

Karagöz oyunları toplam dört bölümden oluşur. Bunlardan mukaddime, muhavere ve bitiş bölümleri doldurma bölümlerdir. Bu bölümler seyirciyi oyuna hazırlamak için ve uyunun bittiğini belirtmek için vardır.

Oyunun Bölümleri:

Mukaddime ( Giriş; Kadem: adım atma, sahneye gelme): Bu bölüm kalıp söyleyiş ve uygulamalardan oluşur. Perdeye oyunla ilgili bir göstermelik yansıtılır(Ağaç, kuş, kahramanlardan biri). Tef eşliğinde Hacivat soldan perdeye gelir. “Hay, Hak” nida eder. Hariçten bir gazel okur, “Yar bana bir eğlence medet” diyerek Karagöz’e seslenir. Karagöz pencereden karşılık verir. Burada bir tartışma yaşanır. Karagöz zoraki aşağıya iner.

Hacivat — (Şarkı söyleyerek perdeye gelir.)

Makamı: Segah

Gördün de beni bend ettin,

Ne suçum görüp aman terk ettin,

Ağyar ile ülfet ettin,

Ne suçum görüp aman terk ettin!

(Perde gazelini ve duayı okuduktan sonra...)

Ooof, hay Hak!

...

Diyelim bu gece de Mevlam işimizi rast getire.

Yar bana bir eğlence medet!

Kande varsa aşık-ı biçare cananın arar,

Dert ile bimar olan elbette dermanın arar.

Aman bana bir eğlence yar hey!

Muhavere (Söyleşme, atışma): Bu bölümde Karagöz ile Hacivat türlü konularda atışır. Aralarındaki çatışma, yanlış anlaşılmalar, kültür farkları belirginleşir. Bu bölüm oyunun hayalci adına en maharet isteyen bölümüdür. Bölüm “ Bakalım ayineyi devran neler gösterir.” Sözleri ile biter.

Örnek:

Fasıl (Asıl oyuna başlama): Oyunun esas konusunun işlendiği bölümdür. Oyunlar çoğunlukla bu bölümdeki adları ile anılır(Kanlı Kavak). Uyuna göre tüm kahramanlar perdede rollerine göre görünür. Günlük hayattan alınma olaylar anlatılır.

Örnek:

Hacivat: Canım efendim serpuş almıştım.

Karagöz: Sarhoş oldunsa bana ne?

Hacivat: Canım sarhoş değil, serpuş, serpuş…

Karagöz: İyi yahu ondan da bana ne?

Hacivat: Ayol öyle mi derler?

Karagöz: Ya nasıl derler?

Hacivat: “Güle güle giy, başında paralansın!” derler.

Karagöz: Peki!.. Güle güle giy, başında paralansın!

Bitiş: Karagöz ile Hacivat tekrar perdeye gelir. Oyundan çıkan ders yani kıssadan hisse söylenir. Karagöz Hacivat’ı döver. Oyun; “ Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim heman.” sözü ile bitirilir. Karagöz oyunu kapatır. “ Her ne sürç-i lisan ettik ise affola.” sözlerini terennüm eder. Işık kararır.

Karagöz – Hacivat Oyun Örneği:

Kanlı Kavak

Muhavere

(...)

Hacivat — Ah birader, sen artık rezaleti ayyuka çıkarıyorsun!

Karagöz — Ulan, döverim! Zerdaliyi tabaktan kim çıkarıyor?

Hacivat— Gördün mü bir kere! Kabahat sende değil, senin anan babandadır, okuyup öğrenmene asla dikkat etmemişler, "ayvan kalmışsın.

Karagöz— Ulan, ben hayvan mıyım?

Hacivat— Hayvansın zahir.

Karagöz— Ben hayvanım da, hani benim palanım? Hani benim yularım?

Hacivat— Öyle senin bildiğin gibi hayvan değil.

Karagöz— Ya nasıl hayvan?

Hacivat— Surette insansın amma, sirette ayvandan farkın yok.

Karagöz— Suratın insan ama sırtın hayvan ne demek? Bu lafın Türkçesi yok mu?

Hacivat— Hayvan-ı natıksın.

Karagöz— Hamamcı Sadık kim?

(...)

Sözcükler: Ayyuk: keçiyıldızı, (mecaz olarak) gökyüzünün en yüksek yeri. Zahir: meydanda, açık. Suret: dış görünüş. Siret: iç görünüş. Hayvan-ı natık: konuşan hayvan.

Metnin Tümü İçin Bakınız: Karagöz ve Hacivat Kanlı Kavak Oyunu…

Yukarı
Ramazan İlbay tarafından tasarlandı Milliedebiyat.com | Destek Ramazan İlbay