Cennet ve Cehennem

Bu akşam bilmediğim bir âlem içindeyim,

Ya rüyada bir seyyah, ya semavî Çin’deyim,

Bir orman yangınıyla kızardı karşı dağlar,

Taraf taraf tutuştu meş’aleler, çirağlar,

Bu ateş âleminin içinden yanmaksızın...

Bu bir ateş bayramı, bir vakitsiz donanma...

Sandım, ömrüm bitecek bitmeyecek bu yanma.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

Biçim açıklaması:

Bu şiirde gün batışı sırasında İstanbul Boğazında doğanın aldığı ateş rengi görünüm karşısında şairin duyguları dile getirilmektedir.

Şiir, hece ölçüsünün 7 + 7 = 14’lü kalıbıyla yazılmıştır.

“Bu akşam bilmediğim + bir âlem içindeyim”

Düz kafiye örgüsü kullanılmıştır.

----------------- a) içindeyim

----------------- a) Çin’deyim    

----------------- b) dağlar                              

----------------- b) çırağlar

Şiirdeki Bazı Kelime Ve Tamlamaların Anlamı

Ateşperest: Ateşe tapan, ateşi çok seven.

Çire - dest: Ressam, eli uz kişi.

Mecusi rahibi: Ateşe tapanların “Mecusilerin” din adamı.

Zerdüşt'ün kitabı: Eski İran’da Mecusi dinini ve Mazdeizm inanışını ortaya koyan adamın kitabı.

Şiirde bir masal ve rüya etkisini sürdüren deyişler var: “Andırıyor hisarlar birer tütsü kabım / Leylekler ezberliyor Zerdüşt’ün kitabını.

Şiirde “cennet” sözü güneş ışıklarıyla eşyanın sihirli görünüşünü, “cehennem” sözü ise her tarafın ateş rengine bürünüşünü anlatmaktadır.

Bir renge girdi eşya günün altın tasında” mısraındaki “altın tas” sözüyle “güneş” anlatılmak isteniyor. Aynı mısradaki “bir” kelimesi “tek” anlamına kullanılmıştır.

Bir Çire-dest’in çizdiği esere ateş vermesi, ressamın “kırmızı - san - turuncu” renkleri tablosuna koyması anlamına gelmektedir. Bunun anlamı, güneş ışıklarının ateş gibi sarı, turuncu, kırmızı renklere bürünmesi demektir.

Leylekler ezberliyor Zerdüşt’ün kitabını” mısraında Akşam kızıllığı ile eşyanın manzaranın yanan bir ateşe benzemesi, Zerdüşt dininin ana inancının ateşe tapma olması ve leyleklerin bu ateş renkli tablo karşısında “lak lak” diye ötüşlerini tekrarlaması arasında ilişki kurulmuştur.

Zerdüşt: İsa’dan önce yedinci yüzyılda yaşamış kendi adıyla anılan ve ateşe tapma ile iyilik ve kötülük ilkelerini temel olan “Zerdüştlük”ün kurucusu.

Benzetmeler:

Benzeyen:

Kendisine benzetilen:

Ufuktaki kızıllık

Orman Yangını

Ufuk

altın tas

Hisarlar

tütsü kabı

dere

ateş renkli yılan

meyveler

kâğıt fenerler

akşam kızıllığı

donanma

kızlar

sihirbaz

 

Birbiri ardınca yapılan bu benzetmelerde dikkati çeken ilk nokta; ateş rengi olan kırmızı ile sarının, şiirin tümüne egemen oluşudur.

Anlam açıklaması:

Bu akşam, güzelliklerinin sırrını çözemediğim bambaşka bir dünyadayım. Sanki, rüyada bir gezgin ya da gökyüzünün çok uzak, hayal iklimlerini andıran Çin ülkesindeyim.

Karşımdaki dağlar sanki bir orman yangınıyla kıpkızıl olmuştu. Her tarafta meş'aleler, çerağlar yanmış gibiydi. Tek bir renk kaplamıştı ortalığı, kıpkırmızı bir renk.. Bu kızıllık ortasında düşünceler ve duygular sanki alev kesiliyordu. Bu ortam içinde ateşe düşman sular bile ateş haline gelmişti. Gören göz, duyan her gönül ateşe tapar olmuştu. Ressam bile çizdiği tabloya ateşten renkleri koymuştu.

Bu akşam, dindarlar ve sevdalılar gibi, bir Mecusî rahibinin “yani ateşe tapanların din adamı” hissettiklerini aynen duyuyorum. Hisarlar “Anadolu ve Rumelihisarları” birer tütsü kabını andırıyorlardı. Çünkü burçlarının içinden alev renkli bulutlar yükseliyor gibiydi. Bu akşam kızıllığı ortasında leylekler, bir eğilen, bir kalkan laklaklarıyla sanki Zerdüşt’ün kitabını ezberliyorlardı. Aşağıda akan dere “belki de Boğaz suları” ateş renkli bir yılana benziyordu. Çam dallarının ucundaki kozalaklar kağıt fenerler gibi asılı duruyordu. Bu ateş dünyasının içinden ansızın sihirbaz gibi hiç yanmadan geçtiğini gördüm üç kızın. Bu, ateşin varlığını kutlayan bir bayrama benziyordu, bir vakitsiz şenlikti. Hiç tükenmeyeceğini sandığım bir yanma, dünyayı saran bir alev çağlayanı idi sanki..